Haberler

Japonya İzlenimleri – 4

10 günü eğitim olan toplamda 14 günlük programı tamamlayıp döneli bir hafta oldu; ancak yazılacak ve anlatılacak o kadar çok şey var ki, bunları yazmayı ve sizlerle paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Bu serinin Japonya İzlenimleri-10’a kadar uzayacağını şimdiden söyleyebilirim. Ayrıca derslerde öğrendiklerimi ve fabrika ziyaretlerinde edindiğim tecrübeleri sizlere aktarmak da cabası…

Ama önce Shinkansen ile yaptığım Tokyo ve Kyoto yolculuklarından bahsetmek gerekecek. Daha önce de anlattığım gibi Shinkansen sayesinde İstanbul’dan Ankara ve İzmir uzaklığındaki bu iki kente ulaşmak hiç de zor olmadı. Cumartesimi ve Cumartesi gecesini Tokyo’da Pazar günümün tamamını ise Kyoto’da geçirerek akşamında pestil halde kaldığım  AOTS yurduna dönmek beni oldukça zorlasa da Türkiye’den dünyanın bir ucuna gelip buraları gezmemek olmazdı.

Tokyo’dan başlarsak orası gerçekten muazzam bir şehir. Dünyanın en kalabalık kenti olmasına rağmen 35 milyonluk bu dev şehirde yine de hiçbir kaos, sinir harbi veya problem yaşamadan ilerleyebiliyorsunuz. Daha önce de bahsettiğim gibi muazzam metro hatları ve şehir planlaması birçok problemin önüne geçmiş durumda. E tabi hep anlattığım görsellik ve yönlendirme ile ilgili muazzam detaylar hayatınızı oldukça kolaylaştırıyor. Tabi çevrede ne kadar yardımcı öğe olsa da hayatınızda ilk kez ayak bastığınız bu kentte biraz yol yordam sorma ihtiyacı duyabiliyorsunuz.  Ne kadar görsel yönlendirmeler kuvvetli olsa da bazı bölgerdeki salt “Katakana” olan kelimeler yolumu kaybetmeme sebep oluyordu. Akıllı telefonum Tokyo’da çalışmadığı için bir 3G ve/ya bir navigasyon aracına sahip olmadığıMdan klasik yöntemle bir harita ve şehir rehberi alarak yola koyuldum; ancak bazı detayları insanlara sormadan da edemedim. Japonca bilmeyince İngilizce ile yetinmek durumunda kaldım, ama her sorumun cevabını Japonca alarak biraz hüsrana uğradım. Toplamda 10-15 kişiye yol sordum; ancak dikkatimi en fazla çeken şey insanların yardım etmek için adeta çırpınması. İngilizce bilmese; ve hatta bahsettiğim yerden haberi olmasa bile bana yardım etmek için çabalayıp durması ve siz “Arigato Gozaimasu” demeden, yani teşekkür etmeden de hiçbir şekilde yardım etmekten vazgeçmemesi… Bilmiyorum, kusuruma bakma, başkasına sor şeklinde bir tribe girmeden bu kadar ısrarla yardım ediyor olmaları gerçekten ilgimi çekti. Ben hala yolumu bulamadım o ayrı ama, en nihayetinde ingilzce bilen bir arkadaşa rastladım. Bir güvenlik görevlisine ingilizce soru sorup Japonca cevaplar alırken kendisi bana ingilizce bildiğini söyleyerek güvenlik görevlsinden beni “Hiroki” kurtardı.

Japon Arkadaşlarım – Soldan Sağa: Hiroki, Eiko, Kobata

Ama aslında hikaye burada başlıyor. Gitmek istediğim yeri sormamla birlikte bütün bir gün sürecek dostluğumuz da başlamış oldu. Sadece Tokyo Tower’a gitmek istediğimi söylemem yetti. Beni önce Tokyo Tower’a götürdü. Ardından birlikte güzel ve geleneksel bir öğle yemeği yedikten sonra yine çok meşhur bir tapınak olan Asakusa Temple’a nehir gezintisi yaptırarak beni oralarda da yalnız bırakmadı. Israrla çok teşekkür ettiğimi belirtip, işine koyulmasını söylesem de beni bir dakika bile yanlız bırakmadı. O gün sokaklarda başıboş takılacağını aksine karşısına çıkmamın onun için de eğlenceli olduğunu belirterek  akşamı benimle etti. Daha sonra arkadaşlarının onu beklediğini söyledi. Tam ayrılma vaktimizin geldiğini düşündüğüm anda, arkadaşlarının beni görmek benimle tanışmak istediklerini söyledi ve beni “Pür Geleneksel” bir Japon Restoranında ağırladı.

Harika tatlarda donatılmış yemekten sonra gelen hesap biraz kabarıktı. İnanır mısınız bilmem ama; yemekten sonra bana sadece bir içecek parası ödetti o kadar. Kendisi benle yaşıt gösteriyor olmasına rağmen benden 10 yaş büyük olduğunu hatırlatarak “Bizde geleneksel olarak küçüklere hesap ödetilmez” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim, tek bir kelime edemedim. Böylesine metropol bir kentte insanlığın bu mertebede olduğunu ve gerçek “misafirperverliğin” ne demek olduğunu burada anladım. Bir Anadolu koyünde değildim, bir karadeniz yaylasında falan da değildim, dünyanın en kalabalık şehrinin göbeğinde karşılaştığım bu adam ve iki arkadaşından adeta bir hayat dersi aldığımı fark ettim.

Bu da yetmezmiş gibi yemekten sonra hep birlikte şehrin en güzel manzarasının fotoğrafını yakalamak için Tokyo’nun en yüksek binalarına çıkraması ve beni konaklayacağım otele bırakana kadar saat gece 00:30’a kadar bana eşlik etmesi de cabası.

Hala şoktayım.

E peki bu kadar hikayeyi ben niye anlattım. Burası bir gezi yazılarının yazıldığı blog falan değil, gurme blogu hiç değil (yakında açacağım o ayrı); ama aslında gerçek anlamda ezber bozmanın, Japon Kültürü’nü kavramanın ve insani değerlerin ne anlama geldiğini anlatan en bilgi dolu, bilgelik dolu yazı belki de. En az bizim kadar Kapitalist bir ülke olan Japonya’da, kimilerine göre boğazına kadar kapitalizme batmış bu ülkede, kültürel değerlerin nasıl da yıpranmamış olduğunu görmek, çıkar ilişkilerine dayanmadan yardım etme güdüsünün hala yeşil kaldığını bilmek bile “İnsana Saygı” kavramında ne mertebede olduklarını bir kere daha gözler önüne seriyor. Kapitalizmin yozlaştırdığı toplumlar, kapitalizmi kendilerine bahane etmiş hepsi bu! Şirketlerimiz de bu batağın içine batmış. Çıkar çatışmaları, değişim konusunda gösterilen dirençlere ön ayak olmuş, Mavi yaka çalışanlara sadece kas gücü olarak bakan Batı zihniyetinin kokusu üzerimize sinmeye başlamış, sahada çalışanların görüş ve önerilerine kulak asmazken İnsana Saygı’dan bi haber olmuşuz. Bize yol yordam sorana yardım etmeyi değil; “başımdan nasıl savarım şunu” diye düşünmekten kendi hırslarımıza ve keyfimize yenik düşmüşüz. Üzgünüm.

“Bir -iki kişiden toplumsal ve şirketsel tümevarım yapılır mı Yalın Danışman, abartma!” diyenlere cevap veremiyorum; çünkü kelimeler kifayetsiz kalıyor. Bana inanmayanlar atlayıp uçağa bi gidip gezsin. Eğitim programına falan gitmeseniz de olur, sadece gezin; ama tur operatörü ile ve/ya türkçe bilenlerle değil, tek başınıza sırtınıza çantanızı alarak, yol yordam sorarak, bildiklerinizi unutarak gidin, hatta yolunuzu kaybedin. Belki benim kadar şanslı olmayabilirsiniz; ama elbet siz de bu anlattıklarıma dair bir şeyler öğrenebilirsiniz ve bunu belki çalışma ortamlarınıza uyarlayabilirsiniz.

Sevgiler

CY

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: