Haberler

Stok Yapan Sanayici Neyin Kafasını Yaşıyor?

Ziyaret ettiğim birçok firmada karşılaştığım manzaralar ne yazık ki (belki de ne güzel ki demeliyim) biz danışmanların Türk Sanayisi’nden Yalın Düşünce adına daha çooook ekmek yiyebileceğini bana gösteriyor.

Fabrika içinde duran veya hareket ederek spagettiler çizen tüm malzemeleri “bunlar stok değil, para para!” diyerek kendini kandıran Türk Sanayicisi aslında neleri kaybettiğinin belki farkında bile değil.

Zaten olay sadece stoka para bağlamak kadar basit bir konu da değil. Mesele anlayışı değiştirip stokların ardına gizlenen çok daha vehamet dolu detayları yakalayabilmekte saklı…

Artık dünya, serbest piyasa ekonomisinin tavan yaptığı müşterinin kral olduğu tatminsizlik ve rekabetin “önlenemez bir gelişim ve değişimi” beraberinde getirdiği bambaşka bir gezegen… Kullandığınız telefon ve/ya televizyonun piyasa ömrünün yaklaşık 2 Ay olduğu, binlerce markanın bulunduğu enflasyonist baskının minimum mertebelerde seyrettiği, yepyeni urun ve hizmetlerle müşterinin ağzına her an bal çalındığı, değeri artık müşterinin belirlediği dünyada; hammaddeye ya da bitmiş ürün stokuna para bağlamak devekuşu misali kafayı kuma gömmekten farksız.

“Yine durmadan ahkam kesiyorsun ama neyi nasıl yapacağımızı hiç anlatmıyorsun!” diyerek kafasının tasını attırdıklarım önce durumun vahametini anlayıp paradigma körlüklerinden vazgeçsinler, ondan sonra isteyene ben isin “nasıl “ini sabaha kadar anlatırım, siz hiç merak etmeyin.
Şimdiden bissürü bahane üretenlerin sesini duyar gibiyim.

“Müşteri talepleri çok değişken”, “Fiyatlar aldı başını gidiyor”, “Ben kalite sorunlarımı çözdüm mü ki de bana stoksuz çalışmaktan bahsediyorsun be adam!” “Bu kadar arıza varken ben nasıl stok yapmayayım, bekara karı boşamak kolay tabi!” diye yakınanlar siz hiç o güzel kafanızı yormayın, nasıl olsa bu problemlere boğuşmaya devam edeceksiniz. Nasıl bugün burada bana stok yapmak için türlü bahaneler uyduruyorsanız, yarın ve daima da bu saydığınız problemleri çözmemek için sayısız gerekçeniz olacak. Çünkü hep stok tutacaksınız. Bu apaçık bı paradoks çünkü! Taiichi Ohno’nun lafını akıldan çıkarmamak lazım!
Sizler “stok tuttuğunuz için problemlerinizi çözemiyor; problemleri çözemediğiniz için de devamlı stok tutmak zorunda kalıyorsunuz. O yüzden sizler umutsuz vakalarınız. Sizleri Allah’a havale ediyorum.

Benim işim stok konusunu bir problem olarak görüp bir şeyler yapmazsa yaşadığı problemlerin hiçbir zaman çözülemeyeceğine inananlarla. Ama onlar için de bir risk söz konusu. Doğru yönlendirilemediği için paradigma körlüğünden kurtulamayıp ” ben stoklarımı azaltacağım!” diye meydana çıkanlar bu işin hiçbir zaman olamayacağına er geç inanmak zorunda kalıyor, daha doğrusu bırakılıyor. O yüzden dikkat etmek lazım.

Dolayısıyla öncelikle bu stokları sadece bir maliyet kalemi olarak gören ve “stokları temizleyince elime stokum kadar para geçer” yanılgısını yaşayanları aydınlatmak lazım. Bunlar yine en azından stokların azaltılması gerekliliğine (tam olarak isin amacı bu olmasa da) inanmış olanlar, bi de en yukarıda yazdığım ve bu stokları istiflenmiş para olarak gören zihniyet var ki onları da Allah’a havale ediyorum.

Neyse konumuza geri dönelim biz.
Eğer olay sadece stoka para bağlamak olsaydı, millet dolar euro gayrimenkul yerine hammaddeye hücum ederdi. Sorun, eldeki paranın kullanılabilirliğini stoka bağlayarak başka yerde kullanılamaz hale getirmekte… Döviz, altın alan parasını repoya filan yatıran adam, en azından başka yatırım enstrümanlarına geçiş yapabiliyor; ama ey sanayici sana sesleniyorum senin işlenmiş sacını, fosfatlanmis malzemeni, boyanmış parçalarını kim alsın!

Toyota Evi

“Benim müşterim var elbet bir gün satarım” diye bana cevap yapıştırmaya hazırlananlar 1980 öncesi kapalı ekonomi kafasından bir an evvel kurtulsunlar ki biz de stoka mal bağlamanın aslında sadece bu demek olmadığını iyice bı açıklığa kavuşturalım. Artık süpermarket ve çekme sistemlerini Yalın Üretim ile birlikte devreye alalım.

Yalın Ev ile aslında ayni mantaliteyi paylasan Toyota Evi’nin 2 temel sütunu JIT ve Jidoka‘nin aslında problemleri ortaya çıkarmaktan başka hiçbir derdi olmadığını anladığımız zaman TPS’in kaizen ve PUKÖ kaidesi üzerinde oturduğunu ve sürekli gelişim ile mükemmellik peşindeki yolun ne anlama geldiğini kavrayabiliriz.

Elbette stoka para bağlamanızı istemiyorum, elbette fırsat maliyetini gözden kaçırmanız gerektiğini söylemiyorum; ama bu “önlenemez gelişim ve değişim”in tüm dengeleri değiştirdiği günümüz koşullarını iyi okuyup, mükemmeli aramayanların; (daha doğrusu mükemmeli aramak için problemleri ortaya çıkarmanın gerekliliğini kavrayamayanların) bu sahnede pek de yeri olmadığını adım gibi biliyorum…

Sevgiler

CY

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: